2. Hamilelik: Yeni Bir Kimliğin Eşiği
- 13 Şub
- 3 dakikada okunur

Giriş
Toplum hamileliği “mutlu bekleyiş” olarak tanımlar ama kişinin yaşadığı gerçekten yoğun bir psikolojik ve varoluşsal geçiştir. Hamileliğin ilk haftalarından itibaren anne, yalnızca fiziksel olarak değil, düşünce, duygu ve davranış düzeyinde de değişmeye başlar. Psikolojide buna primary maternal preoccupation (birincil annelik tasası) denir: Anne adayının zihninin giderek bebeğe yönelmesi, daha hassas ve daha duyarlı hâle gelmesine denir. Annenin sadece bedeni değil, zihni ve kimliği de dönüşmeye başlar.
Kontrolün Yavaş Yavaş Elden Gitmesi
Hamilelik denince akla ilk gelen şeylerden birisi fiziksel olarak yaşanılan değişim. Her kadının bedeni kendi ritmini kurar. Mide bulantısı gelir, yorgunluk çöker ve daha önceki disiplinli tutumun işe yaramaz, hormonlar duygularını büyütür ve zihin bu büyüyen duygularla ne yapacağını bilemez, mantık regüle etmekte zorlanır.
Hamilelik sürecinde bebekle ilgili olarak da birçok konu hakkında belirsizlik artar. Belirsizliğin artması da doğal olarak kaygıyı yükseltir. Anne kontrolünde olmayan bir süreç yaşar sonunda ne olacağını bilemez ve sonucunda zihinsel yükü (mental load) artar. Bedeninde büyüyen yavrusuyla beraber sorumluluk duygusu da büyür.
Anne adayının yaşadığı bu süreç belirsizliğe tahammül kapasitesinin sınandığı bir evredir. Burada kontrol edebileceği şeylerin azlığı kaygının yükselmesine sebep olur. Belirsizliğe karşı eğer düşük toleransa sahipse kontrolcü davranışlar, internetten obsesif araştırma, sürekli doktor değiştirme ve aşırı güvence arama gibi davranışlar görülebilir. Burada aynı zamanda kişideki o sertliğin kırılmasına da bir sebep doğmuş olur çünkü insan ancak kontrolün yetmediği yerde belirsizlikle kalabilirse teslimiyetle tanışabilir. Deneyimlenen kırılganlık, bağ kurma kapasitesini artırır.
“Kontrol edemiyorum”, “her şeye yetemiyorum”, “hep güçlü değilim” gibi düşüncelerin oluşturduğu zihinsel yük yardım isteme, eşe yaslanma, anneye dönme, ağlayabilme, sınır koyma becerilerini geliştirmemize alan açar. Ve ayette olduğu gibi dua etmeye:
Sizi bir tek nefisten (Âdem’den) yaratan, (gönlü) onunla huzur bulsun diye eşini de o(nun özünden/cinsi)nden var eden O’dur. (Âdem) eşi (Havva) ile birleşince o hafif bir yük yüklendi (hamile kaldı), bir müddet bununla geçti. (Gebeliği) ağırlaşınca ikisi de, Rableri olan Allah’a: “Eğer bize düzgün/kusursuz bir çocuk verirsen andolsun ki mutlaka şükredenlerden olacağız.” diye dua ettiler. (A’raf, 189)
Taşıyıcılık ve Emanet Bilinci
İslam düşüncesinde hamilelik bir emanet taşıma hâlidir. Emanet, sahip olmak veya kontrol etmek değildir. Emanet, koruyarak taşıma sorumluluğudur. Bu ayrım aslında bir çok şeyi netleştiriyor.
Kadın artık sadece kendinden sorumlu değildir ama bu durum kendini yok sayması anlamına da gelmez. Bir diğerine karşı olan sorumluluk kişinin kendine karşı olan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Kendini yok sayan anne tükenir, gizli öfke biriktirebilir ve sonrasında bu öfke bağa zarar verebilir. Bu bağlamda aslında kendini korumak emaneti de korumak demektir.
Eğer farkındalıkla bir hamilelik yaşanırsa insanın kontrol, kibir ve acelecilik gibi özelliklerini törpülenmesine vesile olan bir süreç gibi işleyebilir.
Hamilelikte Ortaya Çıkan Konuşulmayan Duygular
Bu dönemde sık görülen ama nadiren konuşulan duygular:
Suçluluk: “Yeterince mutlu değilim. Daha mutlu hissetmem gerekmez miydi?”
Korku: “Ya başa çıkamazsam?”
Yetersizlik: “Anne olmaya uygun muyum?”
Yas: Eski bedenin, eski özgürlüğün, eski kimliğin vedası
Bu duygular problem değil, aksine sağlıklı bir geçişin işaretleridir.
Yeni Bir Kimliğin Eşiği
Hamilelik yeni bir kimliğin eşiğidir. Henüz anne gibi hissetmeden anneye dönüşme sürecinde ben ve biz kelimlerinin sınırlar hala bulanıkken birbirine karışmasını içerir. Bu arada kalmışlık anne adayını dalgalı ruh hali, kararsızlık ve içsel yalnızlık gibi zorlayıcı duygularla karşılaştırır. Süreç içerisinde öğrenirsin ki: Anne olmak, bir anda olunan bir şey değil; yavaş yavaş öğrenerek yerleşen bir kimlik.
Annesi onu, kat kat güçlük (ve zahmetler)le (karnında) taşıdı.
Kur’an’daki “zorluk üstüne zorlukla taşıdı” ifadesi (Lokman 14), birçok annenin yaşadığı hem fiziksel hem de zihinsel yükleri psikolojik açıdan görünür kılan en güçlü temalardan biridir.
Hamilelik, anne adayının içe yöneldiği, çözülmeye ve yeniden yapılanmaya başladığı bir iç hazırlık sürecidir. Bu yüzden hamileliğin bazen zor, bazen yalnız, bazen de karmaşık geçmesi son derece doğaldır. Çünkü bu dönem yalnızca bedensel değil, kimliksel bir dönüşüm de içerir. Anne doğumdan önce dağılır ve o dağınıklığı toparlarken yeni bir kimlik inşasına başlar. Bebekle beraber bir anne de doğar.
Hamilelik ve Bağlanmanın İlk Temelleri
Annenin zihni hamilelikte yalnızca dağılmıyor aynı zamanda zihninde yeni bir ilişki de kurmaya başlıyor. Diğer bir deyişle, anne henüz bebeğini görmeden onu zihninde taşımaya başlıyor. Psikolojide bu sürece prenatal bağlanma denir.
Anne bebeğini hayal eder, onunla konuşur, onun geleceğini düşünür ve onu ayrı bir varlık olarak zihninde konumlandırmaya başlar. Bu süreç her anne için aynı yoğunlukta yaşanmaz. Bazı anneler daha güçlü bir bağ hissederken bazıları mesafeli kalabilir. Bazen zihin, aylarca hayal ettiği şeyi somut hâlde görünce kısa bir donakalma yaşayabilir. Çünkü hamilelikte kurulan ilişki zihinseldir. Doğumdan sonraki ilişki ise bedensel, duyusal ve gerçek zamanlıdır. Bu iki ilişki biçimi aynı hızda birleşmeyebilir. Bağ bazen ilk bakışta değil, gece uykusuzluklarında, ten temasında, birlikte geçirilen sıradan anlarda yavaş yavaş örülür. Ve bu da son derece normaldir.
İlişki kurmak, bağ kurmak bir duygu değildir; bir kapasitedir ve bu kapasite zamanla gelişir.
Terapötik Sorular Köşesi
Bedenimde olan değişime direniyor muyum, eşlik mi ediyorum?
Bu hamilelik benden neyi bırakmamı istiyor?
Güçlü görünme ihtiyacım nereden geliyor?
Yardım istemek benim için neden zor?
Anne olmadan önceki “ben”e nasıl veda ediyorum?

Yorumlar