6. Ruh: Kaynağa Dönüş
- Aybüke Polat

- 5 gün önce
- 3 dakikada okunur

Psychologia terimi 16. yüzyılda Yunanca psykhe "ruh" ve logia, "araştırma, bilim" kelimelerinin birleşiminden türemiştir. Yani aslında psikoloji ruhbilim demektir. Ancak modern psikolojinin hedefine baktığımızda ruhun niteliklerini açıklamaktan ziyade, zihinsel süreçleri ve davranışları tanımlamak, bu süreçlerin neden ve nasıl oluştuğunu açıklamak, zaman içindeki değişimini öngörmek ve bu süreçleri düzenleyebilmek olduğunu görürüz.
Kur’an-ı Kerim ruh meselesinde şöyle bir sınır çizer:
(Resûlüm!) Sana ruh(un ne olduğun)u sorarlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrinden (yarattığından bir şey)dir. Size (ona ait) ilimden ancak pek az bir şey verilmiştir.” (İsra, 85)
Bu ayet, ruhun varlığını ve insan bilgisinin bu alandaki sınırlılığını bildirir. Ruh vardır, etkindir; fakat içyüzünü insan tamamiyle idrak edemez. Fahreddin Râzî’ye göre bu ayet, ruh hakkında hiçbir şey söylenemeyeceğini değil; insan aklının bu alanda kuşatıcı bir bilgiye sahip olamayacağını söyler.
Varoluşçu psikoterapinin kurucusu Viktor Frankl, ruh kavramını metafiziksel anlamda kullanmaz fakat ruhun işlevlerini içeren bir boyut anlatır. Bu boyuta “Noetik (Tinsel/ Ruhsal) Boyut” der. Frankl; anlam, değer, sorumluluk ve yönelim gibi kavramları insanın bu boyutuna yerleştirir. Böylece psikoloji dilinde “ruh” kavramının karşılığı, işlevsel olarak korunmuş olur. İmam Gazali’nin ruh anlayışıyla Frankl’ın yaklaşımını karşılaştırdığımızda iki yaklaşımda da insanın aynı soruya cevap aradığı ortaya çıkar: “Bu hayatın anlamı ne?”
Kur’an’da insanın yaratılışı anlatılırken şöyle buyrulur:
Bir zaman Rabbin meleklerine: “Muhakkak ben, kuru bir çamurdan, şekil verilebilen bir balçıktan bir insan yaratacağım.” demişti. “Onu (insan şeklinde) tasarlayıp da ruhumdan üflediğim (ve o da dirildiği) zaman, (kudretim için) siz hemen ona secde ederek yere kapanın.” (buyurmuştu). (Hicr, 28-29)
Ayette geçen “ruhumdan” ifadesi, bir parça–bütün ilişkisi şeklinde anlaşılmamalıdır. İmam Gazalî, “İnsan Nasıl İnsan Oldu?” adlı eserinde bu ifadeyi güneş–ışık benzetmesiyle açıklar:
Güneş “ışığımdan yansıttım” dediğinde, ondan bir parça kopmuş olmaz. Işık, kaynağına ait olmakla birlikte ondan bağımsız bir parça değildir. Aynı şekilde ruh da Allah’tan bir parçanın insana geçmesi anlamına gelmez. Burada bir hulûl (parça-bütün) değil, sebep–sonuç ilişkisi vardır. Gazali bu yorumla Allah’ın mutlak ve aşkın varlığını korur.
Gazali’ye göre, ruh ışığın kaynağı, akıl ışığı algılayan göz beden ise ışığın düştüğü yüzeydir. Işık yoksa problem güneşte değildir. Problem araya giren perdede, kirlenen gözde veya yönünü kaybeden bakıştadır. Gazali'ye göre insan: Nefs düzeyinde yaşarsa parçalanır; zihinle kalırsa kibirlenir; bedende kalırsa hazza sıkışır. Ruh devreye girdiğinde ise: parçalar birleşir, arzular dizginlenir, hayat bir anlam kazanır.
Ruhun dünyevi bir kökeni olmaması ayrıca maddeden, zamandan ve mekandan bağımsız olması sebepleriyle dünyaya geldiğinde yabancılık yaşadığı kabul edilir. Bu bağlamda klasik tasavvuf geleneği ruhun huzursuzluğunu ait olduğu yerle arasına mesafe girmesinin sonucu olarak açıklar. Hem İmam Gazali'ye hem de Fahreddin Razi'ye göre ruh, bozulan ya da çürüyen bir şey değildir. Sorun ruhun kendisinde değil, insanın ruhla kurduğu ilişkidedir. Gazali, huzursuzluğu ruhun zarar görmesiyle değil, kaynağıyla bağının zayıflamasıyla açıklar. Razi ise ruhu maddi varlıklar gibi değişen ve dağılan bir şey olarak görmez; bozulmanın ruhun kendisinde değil, onun bedenle ve dünyayla ilişkili görünümünde ortaya çıktığını vurgular. Bu nedenle ruh huzursuzluğu bir bozulma değil, bir bağ kopukluğu olarak anlaşılır.
Kaynağımızı hatırladığımızda, hayatın diğer alanları da yeniden yerine oturur. Akıl olması gereken yerde durur ve bize hizmet eder; nefs terbiye edilebilir hâle gelir; bedene ise tekrar bir emanet bilinciyle yaklaşabiliriz. Ancak kaynağın unutulmasıyla birlikte düzen bozulur; parçalar kendi başına hareket etmeye başlar.
Carl Gustav Jung, modern insanın ruhsal krizini patolojik bozukluklardan ziyade anlam ve bütünlük kaybı üzerinden ele alır. Jung’a göre modern psikoloji, insanı yalnızca bilinç, davranış ve biyolojik süreçlerle açıklamaya yöneldikçe, insanın ruhsal yönü ihmal edilmiş; bu durum bireyin işlevsel fakat içsel olarak parçalanmış hâle gelmesine yol açmıştır. Jung’un Modern İnsanın Ruh Arayışı adlı eserinde “ruh arayışı” kavramından bahseder. Bu bireyin bağ kopukluğu hissetmesinden sonra anlam arayışına girmesidir.
Jung’un modern insan için tespit ettiği bu ruhsal yabancılaşma, Frankl’ın “anlam boşluğu” olarak adlandırdığı varoluşsal krizin zeminini oluşturur. Frankl’a göre insan, ancak kendini aşan bir anlamla (self-transcendence) güç bulabilir ve iyileşebilir. Ona göre insanın temel ihtiyacı haz almak, güçlü olmak ya da her şeyi kontrol etmek değildir; anlamlı bir yere ait olduğunu hissedebilmektir. Frankl bu durumu “ruh” kavramıyla ifade etmez. Bunun yerine, insanın kendisinden daha büyük bir anlama yönelmesini merkeze alır.
Bu yöneliş, insanın kendi etrafında dönmeyi bırakıp hayatın kendisinden gelen çağrıya cevap vermesidir. Bir değer, bir sorumluluk, bir insan ya da bir anlam… Frankl’ın “noetik boyut” adını verdiği alan, insanın bu anlamla bağ kurabildiği yerdir. Bu nedenle Frankl’ın yaklaşımı, dili farklı olsa da işlevsel olarak bir dönüş ve yöneliş çağrısı taşır.
---
Kaynakça
Kur’ân-ı Kerîm. (t.y.).İsrâ 85; Hicr 28–29; Secde 9.
Frankl, V. E. (2018). İnsanın anlam arayışı (Çev. Selçuk Budak). İstanbul: Okuyan Us Yayınları.
Frankl, V. E. (2006). The will to meaning: Foundations and applications of logotherapy. New York, NY: Meridian.
Frankl, V. E. (2000). Man’s search for ultimate meaning. New York, NY: Perseus Publishing.
Gazâlî, E. H. M. (t.y.). İnsan nasıl insan oldu? (Çev. çeşitli baskılar). İstanbul: Çeşitli yayınevleri.
Gazâlî, E. H. M. (t.y.). İhyâ-u ulûmiddîn (Çev. Ahmed Serdaroğlu). İstanbul: Bedir Yayınları.
Jung, C.G. (2017). Modern insanın ruh arayışı (Çev. İ. Hakkı Yılmaz). İstanbul: Pinhan Yayıncılık.
Râzî, F. (t.y.). Mefâtîhu’l-gayb (Tefsîr-i kebîr). Beyrut: Dârü’l-Fikr. (İsrâ 85, Hicr 29 ve Secde 9 tefsirleri)


Teşekkürler