5. Kalp: Gerçeğin Merkezi
- Aybüke Polat

- 19 Ara 2025
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 20 Ara 2025

Dilimizde kalbi çoğunlukla duygularımızdan ve yoğun hislerimizden bahsederken kullanıyoruz. Sözlükte “bir şeyin içini dışına çıkarmak, altını üstüne getirmek, ters çevirmek, bir şeyi başka bir şeye dönüştürmek ve değiştirmek” gibi anlamlara gelir. İslam düşüncesinde kalp aynı zamanda; anlayan, ayırt eden, yönelen ve teslim olan bir merkez olarak ele alınır. Hakim et-Tirmizi Kalbin Anlamı adlı eserinde kalbi tıpkı bir göz gibi nasıl gözün her katmanının ayrı bir anlamı ve işlevi varsa kalbi de 4 ayrı katmanlı bir sistem olarak açıklar:
Sadr (göğüs / dış alan): Sadrı kalbin dış alanı gibi düşünebiliriz. Duyusal deneyimlerin, düşüncelerin ve ilk tepkilerin geçtiği yer. Bu düşünceleri ve duyguların çoğunu farkedebiliriz bilinç düzeyindedir. Aslında sadr, bilinçdışından gelen içeriğin insan tarafından ilk fark edildiği ilk eşiği temsil eder. Otomatik düşünceler, ani daralma ya da genişleme hissi çoğu zaman bu alanda yaşanır.
Kalp (yönelen merkez): Kalp, sadrda beliren içeriğin anlam kazanmaya başladığı yerdir. İnsan burada yalnızca “ne hissediyorum?” değil, “bu benim için ne ifade ediyor?” sorusunu sormaya başlar. Kalp, değerlerin, niyetin ve yönelimin şekillendiği yerdir. Psikolojik olarak kalp; anlam verme, değer sistemi ve vicdanla ilişkilidir. Aynı duygu ya da düşüncenin bir kişiyi iyiliğe, diğerini savunmaya itmesi; kalbin yönelişiyle ilgilidir.
Fuâd (yanan, fark eden idrak): Fuâd, idrakin derinleştiği katmandır. Hakikat burada yalnızca anlaşılmaz, hissedilerek fark edilir. Fuâd “yanan” bir merkez olarak tarif edilir; çünkü bu fark ediş çoğu zaman sarsıcıdır. Psikolojik açıdan fuâd, sezgisel içgörüye, duygusal farkındalığın derinleşmesine ve içsel uyanıklığa karşılık gelir. Kişi bu düzeyde artık sadece anlamlandırmaz; kendisiyle yüzleşir.
Lübb (öz, saf akıl / saf idrak): Lübb, kalbin özü ve en saf katmanıdır. Benlik gürültüsünün, savunmaların ve çelişkilerin ötesinde bir idrak hâlidir. Teslimiyet burada ortaya çıkar. Bu teslimiyet pasif bir kabulleniş değil; gerçeğin insanı aşan boyutunu idrak etmeyle birlikte gelen bir akıcılıktır. Psikolojik karşılığı, bütünleşmiş benlik ve bilgeliktir. Lübb düzeyinde insan, kontrol etmek yerine güvenmeyi öğrenir.
Bu anlamlar bağlamında kalbin, aklı üreten değil; aklın neyi, nasıl ve ne yönde düşüneceğini belirleyen bir idrak merkezi olduğunu fark ederiz.
-
İbrahim Kalın, Perde ve Mana adlı eserinde şöyle der: "Kalp ve akıl, varlığın hakikati ve kendimizi bu hakikatle nasıl ilişkilendirmemiz gerektiği konusunda bir fikir sahibi olmamız için bir kanal vazifesi görür." Kalp, yaşanan bir olayı yalnızca hissetmez; onu anlamlandırır, yüzleştirir ve sonunda insanı kendisiyle daha sahici bir ilişkiye davet eder. Örneğin,
Bir kişi, yakın bir ilişkide—eşinden, arkadaşından ya da iş ortamında—emeğinin fark edilmediğini hisseder. Gün içinde yaptığı bir şey karşılıksız kalır; bir teşekkür gelmez, bir bakış eksik kalır.
Sadr – İlk Daralma
İçinde ani bir sıkışma olur, içinin daraldığını hisseder ve aklından otomatik düşünceler geçer: “Zaten kimse fark etmiyor.” “Ben hep verici ve fedakar tarafım.”
Bu aşamada kişi henüz ne hissettiğini tam bilmez; sadece bir huzursuzluk, bir gerilim vardır.
Kalb – Anlam Arayışı
Biraz bu düşünceler üzerinde durduğunda şu soru belirir: “Bu davranış neden beni bu kadar etkiledi?” Artık kişi, bu durumun kendisi için ne anlama geldiğini sorgular: “Görülmediğimde değersiz hissediyorum.”
Yaşanan olay, kişinin değer algısına ve ilişkideki yerine dokunmuştur.
Fuâd – Yakıcı Farkındalık
Farkındalık arttığında bu duygu geçmişle birleşir: “Çocukken de böyleydi” Ne yaparsa yapsın fark edilmediği anıları hatırlamaya başlar.
Bu fark ediş rahatsız edicidir. Kaçmak ister. Ama tam bu noktada kişi, duygunun hakikatine temas eder. Fuâd, işte bu yanma hâlidir.
Lübb – Yumuşama ve Teslimiyet
Bir süre sonra duygu sakinleşir. Kişi şunu fark eder:“Görülme ihtiyacım çok fazla. Ama bu ihtiyacım beni değersiz kılmıyor.”
Artık karşısındakini suçlamadan, kendini ezmeden bir yerde durabilir. Belki ihtiyacını ifade eder, belki sadece kendine şefkat gösterir. Bu bir vazgeçiş değil; yumuşayarak kabullenme hâlidir.
Gazâlî’ye göre insanın duyu organları kalbin askerleridir. Duyu organlarımız kalbin emriyle çalışır, onun yönelişine göre algılar. Kalp sağlam ve temiz olduğunda, duyu organları da işlevini doğru biçimde yerine getirir; algı berraklaşır, yanılma azalır. Hayatımızdaki birçok sınavın algıyla ilgili olduğunu düşündüğümüzde—yanlış anlamalar, acele yargılar, zanna dayalı tepkiler—kalbin temizliği burada kilit bir noktaya dönüşür.
-
Açıkçası bu aşamalar tıpkı bir terapi süreci gibi. Terapi çoğu zaman dışarıdan sadece konuşmak gibi görünür ama süreç boyunca bireyin kalbinin derinliklerine doğru gidildiğini anlıyoruz.
Terapiye Geliş -Sadr: Danışan genelde terapiye şu cümlelerle gelir: “İçim daralıyor”, “Bir şey var ama adını koyamıyorum”, “Sürekli aynı şeyler oluyor” Bu aşama duyguların ve rahatsız edici düşüncelerin farkedilmesidir. Henüz anlam yok, sadece maruz kalınan bir iç hâl var.
İçgörü Başlar - Kalp: Terapide danışan sorgulamaya başlar: “Bu olaylar neden beni bu kadar etkiliyor?”, “Neden aynı hataları yapıyorum?”. Danışan merakla olayları değil artık kendini anlamaya çalışır.
İçgörünün Derinleşmesi - Fuad: Bu aşama terapinin en kritik ve en zor yeridir. Geçmiş bugünde hissedilir Savunmalar çözülür. Bastırılan anılar, duygular kişiyi sarsar. Terapi sürecinin bu aşamasında danışan kaçmak ister bazen seansı iptal etmek ister. İşte bu yüzden fuâd “yanan”dır.
Terapötik Olgunlaşma - Lübb: Danışan bu aşamada artık kabullenir. İhtiyaçlarının bir kusur olmadığını, her şeyi kontrol edemeyeceğini anlar. Kendisiyle barışık bir hale gelir.
Aslında bu açıdan bakıldığında terapi, kişinin sadrdan lübbe doğru yaptığı içsel yolculuğa eşlik etmektir.
-
*Bu metin, kalp kavramını klasik İslam düşüncesi ve modern psikoloji arasında bir okuma denemesi olarak ele almaktadır. Sunulan çerçeve, mutlak bir model değil; anlamaya yardımcı bir yorumdur.



Kalp kavramını hem islamik açıdan hem de günümüz psikolojisi ile açıklayan, güzel bir yazı olmuş. Daha farklı pencerelerden bakmayı gösteriyor bize.