top of page

4. Nefs: Dirençle Dans

  • Yazarın fotoğrafı: Aybüke Polat
    Aybüke Polat
  • 8 Ara 2025
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 9 Ara 2025


ree

İnsanın Katmanları serisinde buraya kadar beden, zihin ve duygulardan bahsettik. Bunlar insanın biyolojik ve bilişsel olarak gözlemleyebildiğimiz katmanlarıydı. Fakat insan yalnızca görünen katmanlardan ibaret değil. Bu yazıda İslam düşüncesinde yer alan nefsin mertebelerinden olan nefs-i emmarenin modern psikolojideki ilkel ego yapısıyla ne kadar örtüştüğünü inceleyeceğiz.


Nefs-i emmare, insanın arzu duyduğu, kaçındığı, alıştığı, savunduğu ve direnç gösterdiği tüm süreçleri içinde barındıran ham bir benlik yapısıdır. Nefs bir düşman değil; çocuksu, yön verilmemiş bir içsel güçtür. Eğitildikçe olgunlaşır ve mertebe kazanır. Onunla savaşmak yerine onu terbiye etmeyi öğrenen insan, gerçek içsel dönüşüme adım atar.


“Nefs, insanın içindeki ham varlıktır; terbiye ile olgunlaşır.” (Kuşeyrî)


Nefs aynı zamanda arzularımızı kapsar. Arzular insanı bir şeye yönelten, isteyen ve yakınlık kurduran yanıdır. Savunma mekanizmaları ise nefsin değişime karşı geliştirdiği yöntemlerdir; bahaneler, kaçınmalar, aşırı tepkiler ve gerçekliği çarpıtmaları kapsar. Arınma ise bu iki kuvvet arasında olgunlaşmanın başladığı yerdir — arzuyu bastırmadan, savunmaları yargılamadan kendini tanıma süreci. Böylece nefs, ilkel hâlinden (nefs-i emmareden) olgun hâline doğru dönüşmeye başlar.


Nefs-i emmarenin psikolojide ilkel ego ile oldukça benzer olduğunu görüyoruz. İlkel ego dürtüsel benliktir, haz odaklıdır, savunma mekanizmalarını tetikler merkez ve değişime direnç gösterir. Freud’un yapısal modeline baktığımızda da üç kavram görürüz: İd, ego ve süperego. Bu üç kavram kişiliğin farklı yönlerini temsil eder. İd, haz ilkesiyle çalışan dürtüsel yapıdır; anlık tatmini ister ve sonuçları düşünmez. Süperego, ahlaki kuralları ve toplumsal beklentileri içselleştirir. Ego ise bu iki yapı arasında denge kurmaya çalışan, gerçeklikle ilişki kurabilen parçamızdır. Ego yeterince gelişmemişse, id’in baskısı altında gerçekliği çarpıtır ve ilkel ego devreye girer. Bu durumda savunmalar artar, duygular şiddetlenir ve kişi kendi davranışlarının nedenini bile anlamakta zorlanır.


Örneğin, bir yetişkin çok küçük bir eleştiri aldığında:

  • Kendini tamamen kötü biri olarak görüyorsa,

  • Karşısındaki kişiyi tamamen kötü biri olarak görüyorsa,

  • Öfkesini kontrol edemiyorsa ve düşünmeden fevri bir tepki veriyorsa,

  • Eleştiriyi yapan kişiyi bir anda “düşman” gibi algılıyorsa,

Bu, olgun ego değil, ilkel ego savunmalarının aktive olduğu bir andır.


-

Buraya önemli bir not eklemek istiyorum. Birisinin bu tür tepkileri göstermesi onun kötü biri olduğunu göstermez; yalnızca o anda olgun ego işlevlerinin geri çekildiğini ve ilkel, erken dönem savunmaların yönetimi devraldığını gösterir. Düzenleyici kapasite geri geldiğinde kişi aynı olayı bambaşka bir yerden görebilir. Burayı iyice sindirmemizi isterim çünkü insan olarak bu tarz davranış örnekleri okuduğumuzda kendimizi ve ötekini etiketlemeye çok yatkınız, bu bize daha güvenli geliyor onu “tanımlayabildiğimiz” için. Ama hayır insan çok katmanlı bir varlık bunu aklımızdan çıkarmamalıyız.

-


Nefs-i emmare ile ilkel ego arasındaki benzerlik tam da burada belirginleşir. Her ikisi de insanın ham, dürtüsel, henüz olgunlaşmamış benlik katmanını ifade eder. Her ikisi de insanı arzu ve kaçınma döngüsüne alır, duyguları yoğunlaştırıp, gerçeği eğip bükme eğilimi gösterir ve savunma süreçlerini tetikler. İnsanın içsel çatışmalarının başladığı nokta da tam olarak burasıdır. İslam düşüncesi bu yapıyı tezkiye ile dönüştürürken, psikanaliz ise ego güçlenmesi ile olgunlaştırır. Dil farklıdır, kavramlar farklıdır ama aslında insanın aynı yönü anlatılır. Her iki yolun hedefi de aynıdır: İnsanın dürtü ve arzularıyla sağlıklı bir ilişki kurabilmesi, uyumlu ve esnek bir benlik oluşturabilmesi.


Tezkiyede de, ego güçlenmesi için yapılan terapötik pratiklerde de benzer yöntemler kullanılır. Nefs terbiyesinde bu süreç sabır, nefs muhasebesi, murakabe (içgörü), zikir ve davranış terbiyesi gibi disiplinlerle ilerler. Manevî disiplin ile duygusal düzenlemenin bu kadar iç içe geçtiğini gördüğümüzde, aslında tasavvufun psikolojiye ne kadar yakın durduğunu fark ederiz. Psikanalizde ego güçlenmesi, içgörü kazanma, savunma mekanizmalarını tanıma, duygu düzenleme becerileri kazanma ve sağlıklı sınır koyma üzerinden gerçekleşir.


Arzular bastırılmaz; yönlendirilir. Dürtüler kaybolmaz; düzenlenir. Savunmalar tamamen yok edilemez; fark edilip olgunlaştırılır. Tezkiye de, ego güçlenmesi de insanı daha dengeli, daha sakin, daha bilinçli bir benliğe taşır. Sonucunda insan ancak o zaman dürtü ve duygularına kapılmadan kendini yönetebilen bir varlığa dönüşür.

Yorumlar

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin

Follow us on Instagram

© 2025 by N. Aybuke Polat. Powered and secured by Wix

bottom of page