2. Zihin: Düşüncenin Labirenti
- Aybüke Polat

- 6 Kas 2025
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 24 Kas 2025

Zihin; düşüncelerimizi, inançlarımızı ve dikkatimizi barındırır. Kendi iç âlemimizde dolaştığımız bir labirent gibidir. Bir labirentten kolayca çıkabilmemiz için ona dışarıdan bakabilmemiz gerekir. Zihnimizi de aynı şekilde, bilinçli farkındalıkla, içerisindeki düşünce ve inançlardan bağımsız biçimde gözlemleyebilirsek, onu çözümlememiz kolaylaşır.
Bir olay veya durum karşısında zihnimizde kendiliğinden beliren “otomatik düşünceler” vardır. Örneğin: “Ben yeterli bir anne değilim”, “İnsanlar güvenilmezdir”, “Her şey benim hatam.” Bu düşünceleri çoğu zaman biz seçmeyiz; sadece içimizde yankılanırlar. Kur’an-ı Kerim’de buna benzer bir kavram olarak zan kelimesi geçer:
“Zannın çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.” (Hucurât, 49/12)
Zan, gerçek bilgiden uzak, önyargı ya da varsayıma dayalı bir düşüncedir. Psikolojideki bilişsel çarpıtmalar ile benzer biçimde, zan da gerçeği perdeleyen zihinsel bir filtredir. Zihin bu perdelerle hareket ettiğinde gerçeği değil, yalnızca kendi düşünce kalıplarının sesini duyar. Bu nedenle Allah Teâlâ kullarını, zihinden geçen düşüncelerinden değil, onları eyleme dönüştürmelerinden sorumlu tutar.
Otomatik düşüncelerimizin ardında, onları besleyen ara inançlar ve temel inançlar vardır. Ara inançlar, tutumlarımızı ve kabullerimizi şekillendirir. Örneğin çocuğumuzun bize karşı tutumu, “Ben yeterli bir anne değilim” düşüncesini destekliyorsa, zihnimiz bu düşünceye takılıp kalabilir. İşte o anda kendimize şu soruyu sormak iyileştirici olur: “Yeterli bir anne nasıldır?”
Bu soru bizi temel inançlarımıza götürür. Çocuklukta oluşan bu inançlar, “şemalarımızı” oluşturur. “Yeterli anne” tanımını ilk kez nerede duymuştuk? Bu gerçekten bizim düşüncemiz mi, yoksa başkalarından öğrendiğimiz bir kalıp mı? Çocukken bu şekilde büyüdüğümüz için mi doğru geliyor, yoksa bu eksikliğini hissettiğimiz bir şey mi?
Gazâlî, İhyâ-u Ulûmiddîn’de şöyle der:
“Düşünce, kalbin bir fiilidir; kalp, hakikati idrak ederse nurla dolar; nefsin arzularına yönelirse karanlıkla dolar.”
Modern psikolojide bu, “inanç-duygu-davranış üçgeni” olarak açıklanır. Kalp (ya da bilinç), hangi inanca tutunuyorsa, düşünce o doğrultuda şekillenir. Tasavvufta bu dönüşüm tezkiye (arınma) ve tahkik (hakikati bulma) yolculuğudur. İnsan, kendisine ait sandığı inançları sorguladıkça hakikate yaklaşır. Yani zihnin labirentinden çıkış, farkındalıkla kalbin aydınlanmasıyla mümkündür.
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Allah, dilleriyle söylemedikçe — yahut fiiliyata dökmedikçe — ümmetimi, gönüllerinden geçirdikleri şeylerden dolayı hoşgörür (hesaba çekmez).” (Müslim, Îmân, 201)
Bizi biz yapan şey düşüncelerimiz ya da duygularımız değil; davranışlarımızdır. Üstelik davranışlarımızın özünü, her gün düzenli olarak yaptığımız küçük alışkanlıklar oluşturur.
Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Amellerin Allah Teâlâ’ya en sevimli olanı, az da olsa devamlı yapılanıdır.”
(Müslim, Müsâfirîn, 218)
Az ama sürekli yapılan işler, dikkatimizi toplar ve bizi istikrarlı kılar. Psikolojide dikkat, algının yönlendiricisidir. Ne üzerine odaklanırsak, zihinsel enerjimiz orada toplanır. Bu yalnızca bilişsel bir süreç değil, aynı zamanda varoluşsal bir seçimdir. William James’e göre “Dikkat, bilincin kapısını açan anahtardır.”
Zihin dağınıksa, düşünceler birbirine karışır ve labirent sonsuzlaşır düşüncelerimizin arasında kayboluruz. İslam düşüncesinde ise dikkatin karşılığı murâkabedir — insanın kalbini Allah’ın huzurunda tutma çabası. Gazâlî’ye göre bu, “zihnin dağınık yollarından kalbin merkezine dönme hâlidir.” Modern psikolojide “mindfulness” olarak adlandırılan farkındalık pratiğiyle aynı özü taşır: Anın içinde kalmak, düşünceleri gözlemlemek ve onlara tutunmamaktır.
Onlara tutunmadığımızda, bizi nereye götürdüklerini fark etme fırsatımız olur. Böylelikle kendimizle, çevremizle ve dünya ile ilgili temel inançlarımızı keşfetmeye başlarız.
Kaynakça
Beck, A. T. (1976). Cognitive therapy and the emotional disorders. New American Library.
Gazâlî, E. H. (1983). İhyâ-u Ulûmiddîn (A. Serdaroğlu, Çev.). Bedir Yayınları. (Orijinal eser 11. yüzyılda yayımlandı)
James, W. (1890). The principles of psychology. Henry Holt and Company.
Müslim, İ. (1992). Sahîh-i Müslim (H. A. Arslan, Çev.). Çağrı Yayınları.
Kur’an-ı Kerim (Hucurât, 49/12). Diyanet İşleri Başkanlığı Meali. (2019).https://kuran.diyanet.gov.tr/



Yorumlar